nostaljik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nostaljik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2011

TRON

1982 yapımı efsane bilim-kurgu filmi Tron'un yeni versiyonu; TRON: Legacy (2010) adı ile çok yakında vizyonda olacak. Yeni filmi göreceğiz tabii ama, yenisini izlemeden önce eskisini hatırlamak, yad etmek gerekiyor.
Filmin özellikle Lightbike sahnesi çok etkileyiciydi (dönemine göre tabii).
 


Yeni film, 3D olarak yakın zamanda sinemalarımızda gösterime girecek. Yenisini izlemeden önce 1982 versiyonunu izlemenizi tavsiye ederim.
Bu film hakkında bilgilere buradan veya  şuradan bakabilirsiniz.

Yeni filmin afişlerinden birisi

Bu da yeni filmin tanııtm görüntülerinden, yine güzel bir Lightbike sahnesi ile:


Yeni film hakkında da şuradan bilgi alabilirsiniz.

11 Ağustos 2009

Sympathy - Uriah Heep

2 yıl aradan sonra ufak ufak postlara başlarken üstadlardan destek almak lazım di mi? Bence müzik tarihinin en güzel parçalarından birisi ve yıllar sonra yapılmış çok güzel bir konser yorumu..

09 Haziran 2007

hafta sonu

zor ve kötü geçen bir haftanın sonunda, küçük de olsa neşe olsun:

08 Mayıs 2007

Fok vardı, bir de kuş

"Alkoller aldım bu gece" Atilla Atalay'ın "Fok vardı,bi de kuş..." hikayesinin harika cümlesidir.. içki içerken sık sık tekrarladığım cümledir aynı zamanda.. zaman zaman okuyup, bolca güldüğüm güzel hikaye:
Bi cümle kurucam ama.. yani aslında beynimde kurdum da, asıl sorun söylemekte... Kim bilir nasıl konuşuyorum.. Susayım en iyisi.. Birileri bana bakıyo mudur acaba? Her neyse, onlar kendilerine baksınlar; herkes kelle.. Alkoller aldım bu gece.. Onlar ki üç bağlı karbon atomuna bir ya da daha fazla hidroksil grubunun bağlanmasıyla nitelenen bileşiklerdir.. Ulan nerden geldi şimdi bunlar aklıma. Elalem unutmak için içer, ben niye lise son kimya bilgileri dahil tuhaf şeyleri hatırlarım...

Ve fakat Sedat nerde? Ben buraya onunla bir şey konuşmaya geldim, nitekim konuştuk da.. sonra o burdaki arkadaşlarına daldı.. ben sıkıntıdan alkoller içtim. Şimdi yerimden kalkıp herifi arayacak gücüm yok.. hayır kalkarım kalkmasına da.. Yok ama, kalkamam.. Her neyse, şimdi cümle tamam, kurdum onu.Yanımdakilere Sedat nerede diye soracağım. Fakat hedefi doğru saptamak gerek. Yakın çevremde aynı gözlük çerçevesi ve saç traşına malik beş adam var (sıfır ense traşı, yarım çerçeve ince beyaz gözlük) Bunlardan biri Sedat'ın arkadaşıydı... Keşke ayıkken üstüne işaret falan koyaydım. Hangisiydi... Konuşmalarından bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Bi tanesi Akdeniz fokları üzerine bi belgesel çekip TRT2’ye satmayı planladığını anlatıyor. Bu diil... Bir daha karıştırmamak için fokçu adamın ayakkabılarına baktım. Kahverengi süet. Evet, fok belgeselcisini ayakkabısından beynime işaretleyip Sedat'ı soracağım insanlar listesinden attım. Fokçunun karşısındaki kendi gibi olan adam "şimdilerde gece kuşu formatında riıl taym, yolk şov çok reyting alır, dimi foklara şeettirmezsem... Salak dörtgöz. Gitti mi? Yok, hala burda. Ayakkabısından tanıdım, galiba...

Sedat'ı bulucam, o barmene bi kahve söyliycek, sonra taksiye götürecek beni, gazlayıp kaçıcam buralardan.. Yazık ki şu anda bunları tek başıma yapabilecek teknolojiye sahip değilim.. Nasıl sarhoşum.. Oysa, şuradaki foklardan kuşlardan daha usturuplu bilirim ben içmeyi.. Pirinden öğrendim, dayımdan.. Zarhoş Zeki'den.. Onüç yaşındaydım.. Alabildiğine yeşil, kocaman bir bahçedeydik.. Birileri, birileri daha. Dayım, bağdan henüz topladığı üzümleri derede yıkarken suda buğulanan rakı şişesini gösterip sen hiç rakı içtin mi yeğenim dedi. Sofradayız, sonra... Zeytinyağlı fasülyeler, peynirler, patlıcan kızartması.. İlk rakımın ilk yudumunu aldım. Öyle güp diye atmak yok, dedi. "Önce zeytinyağlı yiyip altlık yapacaksın. Rakıyı terbiye eden zeytinyavı. Arkasından peyniri, salatanı lokma lokma.. Ardından bi yudum su, sonra aslan sütü. Yoksa ölüyon zannedersin, rakı dünyayı dae edüverü adam. Hadi bakyın..."

Olmadı ama.. Sofrada dayımın arkadaşlarından biri "Hasta kalbimde yanan derdi niçin anlamadın.. Seni Leyla diye sevdiydim, siyah gözlü kadın" şarkısını söylerken, hayatımda içtiğim ilk rakı etkisini gösterdi.. Hüngür hüngür ağlamaya başladım.. Durduk yere o şarkı benim oldu.. Henüz siyah gözlü bir kadın yokken, ben onüç yaşımdayken.. Ağladım işte..

Sedat nerde peki? Söylediğine göre başından beri oradaymış. Bulunduğum taburede biyerlere giden benmişim. O yanıbaşımda oturup duruyomuş. Arada bir bana seslenmiş, duymamışım bile. Bir de sürekli ayakkabılarına bakmışım, buna bir anlam verememiş. Gülerek sürdürdü, sol yanımdaki adama fok taklidi yapmışım sonra... Derken bilmediği bir şarkı mırıldanıp ağlamışım. Suç bende abi, dedi Sedat.. "Aç karnına götürmeyecektim seni o bara.. Paşa paşa yemeğimizi yiyip sonra kutlıycaktık doğumgününü... Hem daha karı kız işimiz vardı... Hızlı gidip sakatladın kendini. Bana bak lan, zaman öylesine geçip gidiyo tripleri mi yoksa? Sahi kaç yaşında oldun sen şimdi?" Akşamdan kalma kırmızı gözlerimi ayakkabılarına dikip “dün gece onüç oldum" dedim. "Farkındayız, dün gece fok da oldun sen zaten"

Bu hikaye ve Atilla Atalay'ın diğer seçme hikayeleri için kaynak: http://www.atillaatalay.netfirms.com

Uriah Heep - Sympathy

Uzun zamandır dinlemediğim, özlediğim grup.. Genelde Lady in Balck parçaları ile bilinirler.. Ama benim en sevdiğim parçaları Sympathy'dir.. Dün akşam youtube'da gezinirken karşıma çıkınca aklıma geldi.. dinledim yine, güzel oldu :))

2001 yılında çaldıkları hali ile:



1977'deki versiyonu tercih edenler için de:

http://www.youtube.com/watch?v=wPyNdwfYDDo

02 Şubat 2007

nostalji

bugün bir arkadaşım aşağıdaki videolardan birinin linkini göndermiş mail ile, onu görünce aklıma gelen başkalarını aradım filan derken.. nostaljik bir buket:









youtube ve paylaşımcılar sağolsun...daha niceleri geliyor insanın aklına
bu ve benzeri nostaljik videoları güzel bir şekilde derlemiş bir youtube kullanıcısının adresi/kanalı

14 Mayıs 2006

Kıtır

bir önceki konuyu (seperate ways) yazıp yattım dün gece.. sonra uyumadan önce aklıma "kıtır" geldi.. o parçayı dinlemekten en fazla zevk aldığım yerlerden biriydi kıtır.. eh hayatımın geniş bir döneminde de yer ettiğine göre, bir başlık atında bahsedilmeyi hakediyor dedim..

son bikaç yıldır eskisi kadar sık gitmesem de, üniversite hayatım boyunca geniş bir arkadaş çevresi ile birlikte çok yoğun bir şekilde takıldığım güzide mekan.. daracık bir ortam, sigara dumanına boğulmuş, pek de rahat olmayan tahta sıra ve masalar (hem de çok yıpranmış... gerçi 3 sene önce yenilediler masaları), kumpir, kokoreç, midye, tabii ki bira... dostlar... nerdeyse herkesi tanıdığınız (en azından aşina olduğunuz) bir mekanda olmak.. genellikle çalan güzel müzik (süleyman kötü bi moda girerse çekilmez olabilirdi de tabii)..

şimdilerde eskisi kadar sık gitmiyorum, gitsem de fazla kalmıyorum.. ama iyi ki varsın kıtır.. uzun yıllar biz sana para, sen bize güzel zaman geçirme olanağı ve dostlar kazandırdın...

bu kadar laftan sonra bu akşamüstü geçerken girip, bir bira içeyim eski günlerin anısına kıtır da...

sağlıcakla..

27 Nisan 2006

Cin Ali

Cin Ali'nin hastasıyız... ilkokuldayken nefes kesen maceralarını takip ederdik.. sanırım bendeki çizgi roman merakı da o zamanlardan kalma.. her ne kadar primitive olsa da, kendine özgü çizim stili ile hala hayranlık duyduğum bir seridir..
Geçenlerde gezinirken zevk diyarı isimli sitede cin ali serisinden iki hikaye olduğuna rastladım. cin ali'nin topacı ve cin ali ile berber fil. Zevkle okudum tabii ikisini de.. Umarım diğer maceralarını da görürüz bi yerlerde..


Ama bu arada cin ali'ye ilişkin bişi daha hatırladım. Resimlerin üstünde hikayeyi destekleyecek şekilde (kırbaç, at, fil, vs..) gibi açıklayıcı notların olması.. yine çok sevimli geldi..